Tarikat-cemaat köleciliğinin maddi zemini: kapitalizm

CNN Türk kanalında her akşam yapılan ve saatlerce süren "FETÖ ne kadar korkunçmuş da bizim hiç haberimiz yokmuş, nasıl da kandırılmışız" konulu saatlerce süren programların sonuncusunda, başka bir eski cemaat şefi yeni ateşli cemaat karşıtı itirafçıyla birlikte pişman olmuş ve örgütten ayrılmış "kozmik abla"(!) sıfatıyla genç bir kadın çıkarılarak kendisinden itiraflar alındı.

Büyük bir şehvetle konuklarından "FETÖ" hakkında "şoke edici itiraflar" almanın peşinde koşan programın spikeri genç kadına soruyor: "Gülen'in aşırı yüceltilmesine, peygamberle karşılaştırılmasına, cemaatin kendi hayatınız üzerinde karar verme hakkınızı engellemesine hiç tepki göstermediniz mi?" Genç kadının cevabı çok çarpıcı ve insanlık onuru adına bir o kadar da üzücü: "Nasıl olabilirdim ki, onların verdiği yerde kalıyordum!" İşte size kapitalizmin insanlara tanıdığı "inanç ve vicdan özgürlüğü"nün ne menem bir şey olduğunu mükemmel bir açıklaması! Gerçi tarikat ve cemaatlerin insanları bu şekilde sömürdüğünü ve kullandığı sadece aptal numarası yapan spiker takımı ve devlet "böyük"lerimiz "bilmiyor"du ama yine de bunları genç bir insanı insanlığından utandırıyor - tabii utanma diye bir özelliği olan insanlardan bahsediyoruz. 

T24 sitesinin Fethullah Gülen’in metinlerini ve konuşmalarını inceleyen ve cemaat üzerine ""Altın Nesil"in Peşinde Fethullah Gülen’de Toplum, Devlet, Ahlak, Otorite" adlı bir kitabın yazarı olan akademisyen Yavuz Çobanoğlu ile yaptığı röportajdan aldığımız aşağıdaki alıntı da, tarikatlaşmanın maddi zemininin dizginsiz kapitalizmin yarattığı çaresizlik olduğunu ortaya koyuyor:

"... Günümüz insanları o kadar çaresiz ki. İnsanın insana yardım etmediği bir ortamda sıcaklık, saflık, bozulmamış bir yer arıyor. Dayanışma, yardımlaşmaya muhtaç. Örneğin maddi durumunuz yok, çocuğunuzu okutamıyorsunuz, birileri dershanesini size açıyor. Fakir, taşradan gelen insanlar, “Çocuğum içkiye, kumara bulaşacağına, dinimizi öğreniyor, ne güzel” de diyor. Fakat burada asıl sorun kamusal politikaların bırakılıp, neoliberal politikaların uygulamaya koyulmasında. Eğitim paralı, devlet okulu eğitimiyle sınıf atlama imkânları çok dar, alttan gelenin üste zıplaması için artık mucize gerekiyor. Ama cemaat örgütlenmeleri bu imkânları sağlıyor. Aslında bu politikalar ülke çocuklarını cemaatlerin kucağına atıyor."

Buradan hareketle hükümetin "darbeyle mücadele" adına yaptığı işçi ve kamu çalışanlarını işten atmayı daha da kolaylaştıran düzenlemelerin ve tekelci sermayeyi oldukça memnun eden işçi ve emekçi yığınlara dönük diğer saldırılarının sonucunun ne olacağını öngörebiliriz: tarikat ve cemaat köleciliğinin daha güçlenmesi ve yaygınlaşması. Bu da bize gösteriyor ki sermaye köleciliğine karşı olduğu gibi onun gayrı-meşru çocuğu olan katmerli tarik-cemaat köleciliğine karşı mücadele etmenin tek yolu kapitalizmin dizginsiz sömürüsünü sınıf mücadelesi yoluyla dizginlemek ve bunun da ötesine geçerek insanın insan tarafından her türlü sömürüsünün kökünü kazımaktır.