Anketlerde "evet" istenen düzeyde çıkmayınca beklenen oldu, yeni "darbe" filmi AKP-Saray-TÜSİAD medyası ortak yapımıyla hiç vakit alelacele çekildi ve gösterime sokuldu. Filmin adı "Karargah Rahatsız!"

Bir önceki filmde demokrasi kurtaran Jeanne d'Arc rolünde izlediğimiz Hande Fırat, bu filmde darbeci kötü kadın rolüyle karşımıza çıkıyor. Vatan kurtaran şaban rolünü ise bu sefer Reisçi Engizisyonun genç yetenekleri olan Cem Küçük ve Rasim Ozan paylaşmakta.

Olaylara sınıfsal bakış açısından bakamayanlar her zaman olduğu gibi aptala dönmüş durumda, artık hükümet basınının bile hükümetin ve Saray'ın önceden haberli olduğunu itiraf ettiği 15 Temmuz'un pis kokularıyla ilgili ortaya çıkan gerçeklerin bunalttığı Genelkurmay Başkanı'nı aklamak için yapılan bir sözde "haber"in, nasıl olup da yeni bir darbe filmine dönüştürüldüğünü anlamaya çalışıyorlar. Onlar neler olup bittiğini anlayana kadar muhtemelen yeni film gösterime girmiş olacaktır.

Bu arada "Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmenliği'nden alınan Sedat Ergin'in yerine, gazeteci Fikrat Bila'nın getirildiği" ve "Vuslat Doğan Sabancı'nın (isimleri bile şirket birleşmesi gibi!) katılımıyla devir teslim töreninin yapıldığı" duyuruldu. Sermayenin "duayen gazeteci"si Bay Bila'nın daha önce Milliyet'i yaptığı gibi Hürriyet'i de hükümet ve Saray bültenine dönüştürmekte büyük başarı göstereceğine kimsenin şüphesi olamaz. Okurlarından gelen tepkilerden dolayı istediği düzeyde "evet" kampanyası yürütemekte zorlanan Doğan (TÜSİAD) basını için de harika bir bahane oluşturuyor. Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan, "Ah keşke Hande Fırat habere öyle bir manşet atmasaydı, ayıp oldu" gibi repliklerle yardımcı rollerde adeta döktürüyorlar! Eh ne de olsa devir "biat" devridir ama bu biatın tek taraflı olduğu ve Doğan, Sabancı, Koç'ların "vuslat" ve çıkarlarına karşıt olduğunu, onların "korktukları" için böyle bir yola girdiklerini sananlar fena halde yanılmaktadır.

Birbirinden mekanik ve anti-diyalektik "darbe mekaniği" teorileriyle AKP'ye ve Erdoğan'a yıllardır ücretsiz teorisyenlik ve demagogluk hizmeti veren bu baylar ve bayanların bir türlü göremediği sürecin sınıf dinamiği ve diyalektiği nedir? Bunun temeli "a la turka Başkanlık" ya da fiili Reislik sisteminden anayasal Reislik sistemine geçişin TÜSİAD'ın kocabaşlarının her zaman en yağlı parçaları almaya alışmış olduğu kurulu "avantalar ve yağmalar düzeni"ni (yani finans kapitalin devlet tekelci egemenliğini) ortadan kaldırmak hatta bir nebze olsun zarar vermek bir yana, yeni ve daha ileri bir düzeye sıçratacağıdır. Ayrıca gerek yaklaşan ekonomik krize karşı oluşabilecek toplumsal patlamaların göğüslenmesi, gerekse de komşularımızda devam eden kanlı yağma savaşında tekelci sermayenin hedefleri Türkiye ve bölge halklarının çıkarlarına tamamen karşıt olan kararların mecliste, basında ve kamuoyunda bugüne kadar olduğu gibi göstermelik ve şekilsel olarak bile tartışılmadığı ve bu hedeflerle ilgili kararların şimşek hızıyla alındığı bir politik yapıyı gerektirmektedir. 1 Mart 2003 tezkeresi bu şekilsel tartışmanın bile bazı durumlarda riskli olabileceğini kanıtlamıştır, gerek o zamanlar henüz kitleleri manipüle etmekte yeterince "ustalaşmamış" olan Erdoğan, gerek Türk tekelci sermayesi, gerekse de Washington, Türkiye'deki halk yığınlarının meclis üzerine basıncı sonucunda alınan beklemedikleri bu kararın acısını bugün bile unutabilmiş değildir. Ayrıca emperyalist aşamaya sıçramaya çalışan tekelci sermayenin çıkarları ve "vuslat"ları doğrultusunda, işçilere, emekçilere ve bölge halklarına karşı işlenmesi planlanan bütün suçların sorumluluğunun, kendi kişisel ve ailesel çıkarları garanti altına alınmak koşuluyla, on binlerce hatta yüzbinlerce insanın katledilmesinden bir gram bile sarsılmayacağı pratikte pek çok biçimde kanıtlamış gözükara bir "tek adam"ın üstlenmesinde, tek karar vericiliği yasayla da saptanmış böyle bir kişinin finans kapitalin şantajlarına karşı "ne yapayım ben istesem de meclis istemiyor, halk istemiyor" türünden hiç bir bahane üretme şansının kalmaması gibi, pek çok "ek faydaları" vardır. Dolayısıyla, bu koşullarda Koç'ların, Doğan'ların, Sabancı'ların bu geçişi desteklemekten geri durmak için gerçekten ahmak olmaları gerekir.

Bu aynı zamanda daldaki zorlama "partili Cumhurbaşkanlığı" rejimini kapayım derken eldeki fiilen hiçbir yasayla sınırlanmamış Reislik rejiminden olma ihtimalinden korkamaya başlayan Erdoğan için de bir garanti oluşturuyor. Böylece "evet" oyları önümüzdeki bir buçuk ayda da istenen düzeye gelmezse, "batıdaki birliklerde hareketlilik vardı, istihbarat geldi" denilerek referandum iptal edilebilecektir.

Fakat yeni filmin ilk gişe rakamları pek de umut vaadetmiyor, o yüzden 16 Nisan'a kadar daha pek çok devam filmi gösterime girecek gibi görünüyor.