(4 Eylül 2016 İşçi Özörgütlenme Forumu’ndan izlenimler)

Tekstil, metal, cam, inşaat, turizm, endüstriyel reklam, market, mağaza işçileri, depo işçileri, ev işçileri, çağrı merkezi ve bilişim sektörü çalışanları ve daha pek çok sektörden öncü işçiler 4 Eylül Pazar günü, Tasarım Atölyesi Kadıköy’de bir araya gelerek sınıf mücadelesinin sorunlarını tartıştıkları başarılı bir forum düzenlediler.

Foruma değişik işçi çevrelerinden yaklaşık 150 kişi katılmıştı. Paris Komünü, Ekim Devrimi, 15-16 Haziran 1970, Tariş direnişini hatırlatan afişler sandalyeleri çevreleyen panolara asılıydı. En yukarıda ise büyük bir pankartta İngilizce olarak “Hang Sang Yun’a Özgürlük” yazılıydı. Hang Sang Yun, Kore Sendikalar Konfederasyonu Başkanı. 500 bin kişiden fazla bir kitlenin katıldığı “yasa-dışı” bir gösteriyi organize etmekten dolayı iki ay önce 5 yıl hapse mahkum oldu.

Öncelikle foruma gelen uluslararası dayanışma videoları gösterildi. Venezüella, Kolombiya, Panama, Hindistan, İspanya, Uruguay’dan işçiler forumu düzenleyenleri kutluyor, başarılı olacaklarına inandıklarını belirtiyorlardı.

Toplantıyı dikkat çekici kılan noktayı yaşlı bir işçinin sözleri özetliyordu: “Biz de böyle toplantılar yapıyorduk ama öğrencileri, beyaz yakalıları getirebilirdik sadece. Artık işçinin kendisi toplantı yapıyor. Bu çok önemli. 50 yıl sonra bunu görmek mutluluk verici.”

Gerçekten de forumun, direnişleri, grevleri örgütleyen farklı sektörlerden öncü işçilerin inisiyatifiyle düzenlenmiş olması onu çeşitli grup ve çevrelerin düzenlediği forumlardan farklı kılan yanlarından biriydi. Forumda konuşmacı olarak söz alan bir tekstil işçisinin sözleriyle ifade edersek: "Gruplar da, konsey, meclis vb. çalışmalarını yaptı ama dar grupçuluk nedeniyle bütün işçi sınıfını kapsayamadı."

Forumun amacı bir otel işçisi tarafından açık ve özlü bir biçimde anlatıldı:

"Amacımız, geleneksel olarak yapıldığı gibi işçilere gitmek değil. Hayır, işçiler bulundukları yerde kendi özörgütlenmelerini bulacak. Burada işçilerin özörgütlenmelerinden söz ediyoruz. Sendikaları dışlamıyoruz. Sendikalarla birlikte mücadele etmenin yolunu bulacağız. Zaman zaman Grief direnişi örneğinde olduğu gibi onları aşacağız. (...) Bu işe işçiler arası dayanışmayla başladık. Amacımız bunu büyütmek. Politik işçiler olmadan bunu başaramayız. Ama bu da yetmez. AKP’ye oy veren işçileri örgütleyecek yollar da bulmalıyız. Amaç sadece eylemlerde birbirimizle dayanışmak değil, yeni örgütlenme modelleri bulmak için bir araya geliyoruz."

Sözü edilen örgütlenme biçimi nedir? Forumda ağırlıklı eğilim, komitelerin ve konseylerin oluşturulması yönünde oldu.

Doğal olarak, konseylerin sendikaların yerine koymaması, kendisini sendikaya alternatif olarak ortaya çıkmamış oluşu, bu konseylerin sendikal bürokrasiye karşı mücadele etmeyeceği anlamına gelmiyor. Tam tersine, sendikal bürokrasinin işçi sınıfı hareketine verdiği zarara değinmeyen tek bir işçi yoktu forumda.

Yukarıda sözlerini aktardığımız tekstil işçisi, önce tarihten örnek vererek 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişinin bir yıl boyunca işçi komiteleri tarafından sabırla örgütlendiğini ama bu tarihi işçi eylemine hareketin ikinci gününde radyodan direnişi bırakma çağrısı yapan Kemal Türkler liderliğindeki DİSK yöneticileri tarafından ihanet edildiğini, Tariş direnişinin de yine dönemin DİSK üst yönetiminin (Abdullah Baştürk, Rıdvan Budak vb.) ihanetine uğradığını anlattıktan sonra yakın zamandaki metal fırtına eylemleri sırasında Türk Metal ve Birleşik Metal sendikalarının patron yanlısı tavrına değindi ve işçi konseylerinin görevlerinden birinin sendikal bürokrasiye karşı mücadele etmek olduğunun altını çizdi.

Şişecam direnişçisi bir işçi de aynı konuyla ilgili olarak ilginç bir gözlemini anlattı: "Türk-İş toplantısına gittik. Sanki Tüsiad toplantısı. Sendikalar bitmiş. Sendikacı maaşı işçi maaşını geçemez. Oysa Türk-İş genel başkanı 13-14 bin lira net maaş alıyor. Şube başkanları 6-7 bin lira maaş alıyor. Bunlar mı bizi savunacak? Hayır arkadaşlar, tok açın halinden anlamaz!"

İşçilerin en hayati sorunlarına değinilen forumda işçiler arasındaki ulusal ve mezhepsel farklılıkların patronlar tarafından özellikle öne çıkarıldığına, bu şekilde işçilerin bölündüğüne hemen her işçi değindi.

Şişecam direnişçisi işçi, işçilerin bu farklılıkların kendilerini bölmek için kullanılmasına izin vermeden örgütlendiği zaman nasıl başarılı olduklarını anlatan bir kitaptan söz etti: "Direnişi Nasıl Dokuduk kitabını okudum. 12 Eylül koşullarında işçiler sağcı, solcu, Türk, Kürt, dinli dinsiz demeden bir araya gelip başarıyla mücadele ettiler. Bizler de bunu yapabiliriz."

Genç bir metal işçisi de, aynı konuda kendi yaşadığı bir deneyimi anlattı: "Metal fırtına sırasında Türk metal üyesiydim. Çok farklı din, mezhep, ulustan olan işçilerin metal fırtına döneminde, işçi sınıfı olarak birlikte mücadele ettiğini gördüm."

Konseylerin bu konuda ne yapabileceğine yönelik pratik öneri genç bir inşaat işçisinden geldi:

"Kürt işçilerin sınıf kardeşleri olan Türk işçiler tarafından linçe maruz kalma gibi bir sorunu var. Kürt işçilerin yaşadığı bu sorun Türk işçileri için de son derece zararlı. Irkçı, faşist ideoloji Türk işçilerini zehirliyor, sınıf bilincine ulaşmalarını engelliyor. Türk-Kürt işçilerin birliği nasıl sağlanır? Türk işçilerine de büyük zarar veren faşist ideolojiyle nasıl mücadele edilir? Bu konularda komisyon oluşturmayı öneriyorum."

12 Eylül karanlığını yırtan Netaş grevi örgütleyicilerinden deneyimli bir işçi pek çok konuda pratik önerilerde bulundu. İşçi sınıfının sendikal örgütlenmesi bakımından önemli pek çok noktaya değindiğini düşündüğümüz bu konuşmadan bazı notları aktarmayı gerekli görüyoruz:

" 5-6 kişilik bilinçli bir ekip 300-500 kişinin çalıştığı fabrikaları yönlendirebilir, kontrol edebilir. Biz bunu yaptık.

(...)Sendikayı denetle. İşini yapmıyorsa indir. Biz bunu yaptık.

(...)Sendikal faaliyetten işten atan patron üç kat tazminat öder, bunu ödetelim. Biz bunu yaptık. İşten atılan notere gidecek, zabıt tutacak.

(...) İLO sözleşmesini herkesin okuması lazım. İşletmelere asılması gerekir. Asmıyorlar. Sendikal çalışma yapan arkadaşlar eğitimden geçmeli. Yarım yamalak bilgiyle işe başlamayalım."

Her bir işçinin konuşmasının üç dakikayla sınırlı olduğunu vurgulayalım. Bu kısa sürede bile bu kadar zengin içerikli, pratiğe dönük konuşmanın yapılması insanı ister istemez konseylerin kurumsallaşmış bir halde, düzenli çalışmalara başlamasıyla ortaya nasıl verimli ve etkili bir sonuç çıkarabileceği konusunda düşünmeye itiyor.

Örneğin, endüstriyel reklam ve tabela sektöründe çalışan bir işçinin sözleri konseylerin ne gibi potansiyel faydaları olabileceğini ortaya koyuyordu:

"Çalıştığım sektördeki işyerleri en fazla elli işçinin çalıştığı küçük veya orta ölçekli işletmeler olduğu için örgütlenmek zor oluyor. Konseyler oluşturduğumuz zaman bu işletmelerdeki arkadaşlara daha kolay ulaşabilirim. Mevcut sendikaların ulaşamadığı ve pek uğraşmak da istemediği bu işçilere örgütlenmeleri için bir araç götürmüş oluruz."

Konseylerin potansiyeli konusunda başka bir örneği de bir ev işçisi arkadaş, sendikaya giriş sürecini anlatarak verdi.

"Sendikanın kapısına giderken çok endişeliydim. Böyle bir hakkım olduğunu bilmiyordum. Başıma bir şey gelir mi diye düşündüm. Bir yakınımı yanımda getirdim. Onu apartmanın dışında bıraktım ve on beş dakika sonra aşağı inmezsem karakola haber vermesini söyledim. (...) İlk defa böyle bir yerde konuşuyorum. Biz etrafımıza yaptığımızı anlatırsak bu toplulukları çok büyütebiliriz. İnsanlar benim korktuğum gibi korkuyor. Sizleri burada gördüğüme çok sevindim. Bu topluluğun artması için elimden geleni yapacağım."

Ondan sonra, mücadelede ondan çok daha tecrübeli bir inşaat işçisi söz alıyor ve soruyor:

"Biz inşaat işçileri olarak ev işçilerine nasil destek olabiliriz? İşte konseylerin üzerinde düşünmesi gereken önemli konulardan biri de bu olmalı."

Forum serbest kürsü konuşmalarıyla sona erdi. Forum hem işçi sınıfının en ileri kesiminin bilinç düzeyinin ne kadar yüksek olduğunu gösterdi hem de geleceğe ilişkin umut verdi.

İDK (İşçi Dayanışması Koordinasyonu)

https://www.facebook.com/isciforumu/posts/996532553789508